24 Nisan 2026 | Ulusötesi Şirketlere Karşı Uluslararası Feminist Dayanışma Günü

24 Nisan bir mücadele, hafıza ve uluslararası feminist dayanışma günü. Bu gün, direnişimizin ortak takviminin bir parçası; bölgeler olarak bir araya geldiğimiz, ulusötesi şirketlerin bedenlerimiz, emeğimiz ve topraklarımız üzerindeki gücünü teşhir ettiğimiz bir gün.

Bu gün, Rana Plaza’nın çöküşü nedeniyle hayatını kaybeden binden fazla hazır giyim işçisini anıyoruz. Onlar, yaşamdan çok kârı değerli gören bir sistemin içinde, Zara, Mango, C&A gibi küresel markalar için üretim yapıyorlardı. Rana Plaza bir kaza değildi. Bugüne kadar devam eden küresel sömürü sisteminin sonucuydu.

O günden bu yana, ulusötesi şirketlerin şiddeti daha da derinleşti. Bangladeş’teki tekstil endüstrilerinden Sri Lanka’daki ihracat bölgelerine kadar, kadınlar düşük ücretler, güvensiz çalışma koşulları ve örgütlendiklerinde baskıyla karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Rana Plaza’da ölüme yol açan aynı sistem işlemeye devam ediyor; yoğunlaşmış, genişlemiş ve normalleştirilmiş durumda.

Ulusötesi şirketler hayatımızın her alanındalar. Giydiğimiz kıyafetlerde, tükettiğimiz gıdalarda, bağımlı olduğumuz toprakta ve suda. Kıyı bölgelerinde, su ürünleri yetiştiriciliği ve endüstriyel balıkçılık ekosistemleri yok ediyor, suları kirletiyor ve toplulukları yerinden ediyor. Kadınlar bu koşullar altında yaşamı sürdürmek zorunda bırakılıyor; aileleri besliyor, toplulukları yeniden kuruyor ve ekolojik yıkım karşısında direniyorlar.

Aynı zamanda, dünyanın en büyük kirleticilerinden biri ve bu sistemin temel direklerinden biri olan askeri-sanayi kompleksinin genişlemesiyle karşı karşıyayız. Militarizasyon, kaynak çıkarımı ve şirket gücünün birleşimi birlikte işliyor; eşitsizlikleri derinleştiriyor, iklim çöküşünü hızlandırıyor ve patriyarkal tahakkümü pekiştiriyor.

Hükümetler ve şirketler krize adaletle değil, kontrolle yanıt veriyor. İklim krizi bir “güvenlik sorunu” olarak ele alınıyor; daha fazla sınırı, daha fazla gözetimi ve daha fazla militarizasyonu meşrulaştırıyor ve bunu çoğu zaman ulusötesi şirketlerle doğrudan ittifak içinde yapıyorlar. Kriz, kâr için yeni bir alan haline geliyor. Yenilik ve ilerleme dili altında, şirketler ve devletler gözetim, kontrol ve savaş sistemlerini genişletiyor. Büyük teknoloji şirketleri ve askeri endüstriler giderek daha fazla iç içe geçiyor; şiddetin teknoloji arkasına gizlendiği ve kaçınılmaz olarak sunulduğu bir dünya şekilleniyor.

Venezuela’ya yönelik saldırılar, Başkan Maduro ve Kongre üyesi Cilia Flores’in kaçırılması da dahil olmak üzere ve Küba’ya karşı süregelen abluka, emperyalizmin bugün nasıl işlediğini gösteriyor: ekonomik baskı, siyasi zorlama ve doğrudan müdahale yoluyla. Bu topraklardaki kadınlar, giderek daha sert koşullar altında yaşamı ve direnişi sürdürüyor.

Sahel’de militarizasyon krize çözüm olarak dayatılıyor fakat bu yalnızca istikrarsızlığı derinleştiriyor. Silahlı çatışmalar, yabancı müdahaleler ve kaynaklar üzerindeki mücadeleler devam ederken, kadınlar yerinden edilme, şiddet ve karar alma süreçlerinden dışlanmayla karşı karşıya.

İran’a karşı savaş, emperyalizmin şiddetli mantığını gözler önüne seriyor: askeri müdahale ve jeopolitik çıkarların insanların yaşamlarının önüne geçtiği bir düzen. 2026’nın başından bu yana, büyük ölçekli saldırılar ve misillemeler yıkıma, sivil ölümlere ve bölgesel istikrarsızlığa yol açarken, aynı zamanda küresel bir enerji krizini tetiklediği gibi dünya genelinde ekonomik zorlukları derinleştiriyor.

Aynı zamanda, yaşamı savunan kadınlar hedef alınıyor. Berta Cáceres’in öldürülmesinden Esra Işık’ın tutuklanmasına kadar, direnen kadınların kriminalize edilmesine yönelik küresel örüntüyü görüyoruz. Toprağı, suyu ve yaşamı savunmak tehlikeli hale geldi, ancak aynı zamanda direnişin en güçlü şekilde büyüdüğü yer.

Şirketlerin, devletlerin ve askeri gücün birlikte hareket ettiği tek bir küresel sistemle karşı karşıyayız. Yaşamı metalaştıran, emeği sömüren, doğayı yok eden ve tüm toplulukları gözden çıkarılabilir olarak gören bir sistem.

Ama aynı zamanda enternasyonal yanıtımızı da inşa ediyoruz.

Bölgelerde kadınlar örgütleniyor. Hazır giyim işçilerinden toprak savunucularına, feminist hareketlerden taban topluluklarına kadar, sınırların ötesinde dayanışmayı örüyoruz. Direniş, bakım ve kolektif güç temelinde kök salan enternasyonal, dipten gelen feminizmi güçlendiriyoruz.

Toprağı savunmanın yaşamı savunmak olduğunu, militarizme karşı çıkmanın feminist bir mücadele olduğunu, iklim adaletinin ulusötesi şirketlere ve emperyalist güçlere meydan okumadan var olamayacağını biliyoruz.

Askeri-sanayi kompleksinin ve onu sürdüren sistemlerin sona ermesini talep ediyoruz!

Rana Plaza’da ve şirket şiddetinin tüm biçimlerinde hayatını kaybedenler için adalet talep ediyoruz.!

Yaptırımların, işgallerin ve emperyalist müdahalelerin sona ermesini talep ediyoruz!

Kontrol ve kâr yerine bakım, egemenlik ve kolektif yaşam temelinde iklim adaleti talep ediyoruz!

Dünya Kadın Yürüyüşü

24 Nisan 2026